Merkez Bankası’nın TL’yi savunma yöntemleri

TÜRK Lirası’ndaki oynaklığın sert bir şekilde yükselerek en son 17-25 Aralık 2013 sonrasında görülen seviyelere ulaşması, ocak ayında Merkez Bankası’nı harekete geçirdi. 2016 yılında para politikasını sadeleştirerek tek faiz uygulamasına geçmeye çalışan Merkez Bankası, bu adımlarını bir kenara bırakarak ve normal bir faiz artırımına gitmeyerek konvansiyonel olmayan uygulamaları tercih etti. Bu tercihin gerekçesi, makroekonomik görünümün gerektirdiği faiz dengesi ile döviz kurundaki spekülatif atakları engellemek için gereken caydırıcı faiz seviyesinin birbirinden farklılaşması olarak özetlenebilir. Zira Merkez Bankası’nın yeni yayınladığı bir çalışma iktisadi faaliyetin yavaş olduğu dönemlerde kurdan enflasyona geçişkenliğin sınırlı kaldığına ve fiyat istikrarını sağlamak adına yapılması gereken faiz artışının normal zamanlara göre daha düşük dozda olabildiğine işaret etmektedir. Aynı çalışmaya göre, geçişkenliğin diğer bir önemli belirleyicisi kurdaki değer kaybı beklentilerinin güçlü olup olmamasıdır. Buradan hareketle, Banka’nın kur beklentilerini yönetmesi de bir gereklilik haline dönüşmektedir. Ayrıca, Türkiye’de finansal kesim dışındaki şirketlerin döviz açık pozisyonunun büyük olması Türk Lirası’ndaki değer kaybını finansal istikrar için de önemli hale getirmektedir. Ancak, kurdaki değer kaybını frenleyebilecek faiz artırımının iktisadi faaliyet üzerinde sıkı-laştırıcı etkisinin sınırlı tutulmasına da ihtiyaç duyulmaktadır.

Likidite yönetiminde önemli adımlar

Sonuç olarak, Merkez Bankası Türk Lirası’nı savunmak maksadıyla normal şartlarda gerekli olan faiz artışını, zaten yavaş olan iktisadi faaliyeti daha da olumsuz etkilememek adına sıra dışı yollarla hayata geçirmeye başladı. Bu kapsamda, ilk olarak döviz likiditesini kalıcı olarak artırmak amacıyla bankaların döviz cinsi zorunlu karşılıkları düşürüldü. Ancak, daha önemli adımlar likidite yönetimindeki değişikliklerle ilgiliydi. Normal şartlarda bankaların sınırsız olarak temin edebildikleri yüzde 8,5 faizden gecelik borçlanma imkânına limit getirildi. Bu durum, bankaların Merkez Bankası’nın Geç Likidite Pen-ceresi’nden (GLP), yani yüzde 10 seviyesindeki “cezalı” faizden borçlanmalarına yol açtı. Ayrıca, Merkez Bankası yüzde 8 faiz ile bankalara verdiği bir haftalık repo ihalelerini şimdilik sonlandırdı. Bu doğrultuda ortalama fonlama maliyeti yüzde 8,3’ten yüzde 9,1 seviyesine, gecelik piyasada oluşan faiz ise yüzde 10’a yükseldi. Bunun yanında, Merkez Bankası bankalara Türk Lirası faiz ödeyerek Türk Lirası borçlandığı, karşılığında bir hafta vade ile döviz borç verdiği kur takası ihalelerini başlattı. Bu sayede, swap piyasasında Türk Lirası borçlanma maliyetlerinin yükselmesi ve kur spekülasyonuna yol açan işlemlerin önüne geçilmesi hedeflendi. Merkez Bankası’nın Türk Lirası’nı istikrara kavuştururken iktisadi faaliyeti olumsuz etkilememe şeklinde özetlenebilecek olan hedefinin gerçekleşebilmesi için, GLP’yi devamlı kullanmak zorunda kalmadan her an kullanma ihtimalini inandırıcı bir tehdit olarak yatırımcılara kabul ettirmesi gerekmektedir. Aksi takdirde GLP kullanımının rutin hale gelmesi ve ekonominin geneli için de referans faiz haline dönüşmesi ihtimali doğabilecek, kredi ve mevduat faizlerinde yukarı yönlü bir baskı oluşabilecektir.

2016’da en az getiri sağlayan fonlar

2016 yılında Emeklilik Yatırım Fonları (EYF) performansı yıl içerisinde yaşanan tüm çalkantılara rağmen oldukça tatminkâr bir seviyede gerçekleşti. Ortalama EYF getirisi yüzde 10,6 ile yıllık tüketici enflasyonun artış hızı yüzde 8,5’in üzerinde oldu. Fon türlerinin 2016 yılı getirileri yüzde 29,2 ile yüzde 8,3 arasında değişti. Yabancı para cinsi finansal varlıklara yatırım yapan EYF’lerin getirileri TL’nin yıl içerisindeki değer kaybından dolayı en üst sıralarda yer aldı. Yabancı Para cinsi EYF’leri dengeli ve hisse fonlar takip etti. En az getiri ise standart ve kamu iç borçlanma fonlarında gerçekleşti. EYF getirilerinin bu kadar geniş aralıkta gerçekleşmesi, aktif varlık dağılımı seçiminin emeklilik planı getirisi üzerindeki önemini bir kez daha gösterdi. Bireysel Emeklilik Sistemi katılımcıları bir yılda 6 kez emeklilik planı değişikliği yapabiliyor.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*